leyleği havada görmek...

Paronayamı....?

20/10/2009 -Kategori: Hayata dair

Nerden Çıktı Bu domuz Gribi.? Nereye Gitti Kırım Kongo Kanamalı Ateşi .?
(Nereye Gitti Kene Isısrmaları)

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

YAŞADIĞIM HİÇ BİR ŞEYDEN PİŞMAN DEĞİLİM.ÖFKEM YAŞAYAMADIKLARIMA!!!!

1/9/2009 -Kategori: Hayata dair

  Ders 

Birinci Ders:


Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en  İyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada
çakıldım kaldım. Son soru söyleydi :
'Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedır ?'
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri sılerken, hemen  Her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan
olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu  yanıtsız bırakıp
kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son  sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
'Tabii, dahil' dedi, Hocamız...
'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksı nız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse  bile...'
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. Hademenin adını da... Dorothy idi.


İkinci Ders :

Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan
arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.
Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim. Bir hafta sonra, kapım çalındı. Mua zzam bir konsol
televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda...
'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime
güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.'



Üçüncü Ders :

Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...

Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu... Çocuk sordu:
'Çikolatalı pasta kaç para ?'
'50 Cent.'
Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu:
'Peki, Dondurma Ne Kadar ?'
'35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit
geçirebilirdi ki... Çocuk parasını bir daha saydı ve 'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk  dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı
temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu, birden.. Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent'lik bahşiş duruyordu..


Dördüncü Ders :

Yolumuzdaki Engeller...
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye gözlüyor... Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray
görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına
çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...
'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında ol madığı bir ders almıştı.
'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'


Beşinci Ders :

Önemli Olan Vermektir..
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı
hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki
oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm
kanımı' dedi. Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük
çocuğun yüzü de giderek soluyordu...
Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu :
'Hemen mi öleceğim ?'
Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu.

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Bilgisayar Mühendisi Arkadaş

18/8/2009 -Kategori: Hayata dair

Bilgisayar Mühendisi Arkadaş,
inşallah iyi bir ‘donanım’cı veya iyi bir ‘program’cı veya
iyi bir ‘network’çü veya iyi bir ’system administrator’ olacaksın.
Yalnız şu mühim meseleleri sakın aklından çıkarma!

Bu kâinatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün
mevcudâtı ve içinde yer yüzünü ‘create’ etmiş;
güneş’i bir ‘power source’, ay’ı bir ’system clock’ yapmış.

O ‘power source’dir ki, kesintiye uğramaz ve o
’system clock’tır ki, şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının
ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir.

Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki,
şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca
hayat programını yazmış, yüzbinlerce yıldan fazladır,
‘error’ verdirmeden, ‘crash’ ettirmeden çalıştırıyor.

Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da
anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle
göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu ’save’
etmiş ve yine o küçücük hücrende ‘execute’ ettiriyor.

Madem ki, DNA’nın bir program olduğu apaçıktır
ve bir program programcısız olamaz demek ki, senin
programcılığın ancak o büyük zâtın programcılığına
ancak bir ayna hükmündedir.

Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu ‘network’ün
içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi,
madem ki, senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve
protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına
vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor.

Ve madem ki, sen, etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın
diye ışık, ses gibi türlü medyayı hazırlamış kullandırıyor. Sen
bunları keşfeder, kullanır fakat bir yenisini ekleyemezsin,
o halde öyle büyük bir ‘network’ uzmanı zât vardır ki,
senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir.

Senin ‘network’çülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana
verdigi bir küçük parça ve bir büyük nimettir.

Arkadaş, aldanma!
Şu güzel dünya hayatı programı bir ‘limited trial version’dur,
görüyorsun ki, elde ettiğin malı-mülkü hiç bir surette ’save’
edemiyorsun. Öyle ise; bu kâinat yazılımını yazanı tanı.

Hem hiç mümkün müdür ki, bir programcı bu kadar güzel bir
program yapsın ve yaptığı programda ‘about’ kesimi koyup
kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kâinatın en büyük
‘donanımcısı’, ‘programcısı’, ‘network’çüsü ve ’system
administrator’u olan zâtın her yere işlediği ‘about’ kesimlerini
gör, öğren, ‘full versiyon’unu kazanmak için çalış.

Unutma ki, hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli ‘log’lar
tutuluyor. Bu ‘log’lar herşeye gücü yeten o ’system admini’
tarafından ‘open’ edilip ‘check’ edilecektir.

Aman ha dikkat !
(Bir profösörün mezun edeceği talebelerine verdigi son ders)

yazarı bilinmiyor :)

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Ne DuYMaK iSTeRSeN

20/6/2009 -Kategori: Hayata dair

Bir gün New York'ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar. Gruptan biri kızılderilidir yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yolda çalışma yapan işçilerin, araçlarının çıkardığı gürültü ve araçların korna sesleri arasında ilerlerken

Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar arkadaşları bu gürültüde arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler.

Aralarından bir tanesi inanmasada onunla birlikte aramaya devam eder.

Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür, arkadaşı da arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar.

Arkadaşı Kızılderiliye "Senin insanüstü güçlerin var! Bu sesi nasıl duydun ?" diye sorar.

Kızılderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler.

Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir çok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir paramı diye sesin geldiği yöne doğru bakar Kızılderili arkadaşına dönerek; "Gördün mü? Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır.

Herşeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin..." der.

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Kırım Kongo Kanamalı Ateşine Sebeb olan Keneler Neden Kelkit vadisinde

11/6/2009 -Kategori: Hayata dair

Bu konuyla ilgili merak ettikleriz çok yakında burda. Paylaşmak istediğiniz bilgi ve belgeleride
beklerim Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığına sebeb olan keneler neden hep aynı bölgede çıkıyor bu bölge Kelkit Vadisi Sebebini Merak ediyorum Diyenler için .

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı